for English click here       

Temel olarak düşünüldüğünde dişhekimliğinin temel amacı dişlerin ve çevre dokularının sağlığının korunmasıdır. Ancak kimi zaman tüm koruyucu hekimlik çalışmalarına rağmen dişler kaybedilebilir.
Bu diş kayıpları insanlık tarihi başladığından bu yana çeşitli şekillerde telafi edilmiştir. Modern tıbbın gelişimiyle birlikte eksik olan dişler; doku dostu bir takım maddelerle, sayısına ve bölgesine göre köprüler, bölümlü protezler ve tam protezlerle telafi edilmeye başlamıştır.

Daha sonraları da kemik içine yerleştirilen vidalar (implantlar) dişhekimliği pratiğine girmiş ve neredeyse tüm diş eksikliklerinde kullanılır hale gelmiştir. Ancak sistemik hastalığı olan bazı (kemik hastalıkları, diyabet, bağışıklık sistemi bozukluğu vb.) kişilerde uygulanamaz.

Son yıllarda ise çeşitli doku kayıplarının telafisinde en iyi yöntem olarak hastanın kendi iyileşme potansiyelinin kullanıldığı “rejeneratif yöntemler” tıp ta yeni bir çığır açmıştır. Doku mühendisliği alanında yapılan çalışmalarla bugün; trafik kazası, tümör ameliyatı ya da fonksiyonsuzluk atrofisi gibi çeşitli nedenlerle doku kaybı söz konusu olduğunda “distraksiyon osteogenezisi” dediğimiz yöntem ile yeni kemik dokusu ve yumuşak doku elde edilebiliyor. Magazin basınında bacak boyu uzatma nedeniyle bolca yer almış bu yöntem çeneler ve yüz kemiklerinde de uygulanmakta.

Rejeneratif yöntemlerin bir diğeri de henüz tam anlamıyla araştırılması sonuçlanmamış kök hücre “stem cell” çalışmaları. Kök hücreler, insan organizmasında kendi kendini yenileme kapasitesine sahip; tüm dokularda bulunan, çok uzun süre yaşama potansiyeline sahip, genetik hata oluşturmadan yeni hücreler üretebilen hücre popülasyonları olarak nitelendiriliyor.

Göbek kordonu, süt dişi pulpası, dolaşım kanı ve kemik iliğinden elde edilebiliyor. Belli merkezlerde çeşitli hastalıkların (Multiple scleroz, Alzheimer, Parkinson, kalp hastalıkları, bazı kanser türleri, felç, göz hastalıkları, bağışıklık yetmezliği vb.) tedavisinde kullanılıyor ama hala çok sayıda araştırma yürütülüyor.

Kök hücre kaynağı olarak süt dişi pulpası özellikle önem taşıyor. Hatta Amerikada annelere çocuklarının süt dişlerini atmaması ve (gerektiğinde ileride kullanılmak üzere özel merkezlere gönderilerek) saklanması konusunda belirli kuruluşlar tarafından çağrı yapılıyor.

Bu hücrelerle yapılan labarotuvar çalışmalarında her tip yeni doku elde edilebildi. Tabii diş de üretilebildi. Yapılan hayvan deneyleri başarılı sonuçlar vermekte. Amerika ve İngilterede çok yoğun çalışılıyor. Ancak rutin olarak hangi hastalarda ve ne biçimde uygulanacağı konusu daha fazla araştırma ve deneye gereksinim gösteriyor. Şu anda çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanıldığında hastalarda bazı yan etkiler de ortaya çıkabiliyor.

İlerisi için büyük umut vaad ediyor gibi görünüyor ama gerek hücrelerin saklanması, biriktirilmesi; gerekse kullanım alanları açısından, yasal ve etik tüm koşullar yerine getirildikten sonra uygulanması; tam anlamıyla kontrollü olarak yapılması gerekir.

Eksik doku ve organ kayıplarının telafisinde kök hücreler hekimlerin yeni umudu. Kimbilir belki çok yakında diş hekimleri; çekilmiş bir dişin yuvasına kök hücreler yerleştirip bir kaç ay içerisinde yeni diş elde edebilecekler. Protezler tarihe karışacak. Hatta implant yapmak bile gerekmeyecek. Sadece koruyucu dişhekimliği ön plana çıkacak.

Belki de gün gelecek birileri labarotuvarda, canlılığını hiç yitirmeyen, sürekli kendini yenileyebilen hücrelerden yola çıkarak sonsuz yaşamın sırrını çözecek.

 

Buradasınız  : Anasayfa Kök Hücre Nedir? Diş Klonlama Mümkün mü?